<$BlogMetaData$>


Dilden dile uzak olan, gönülden gönüle yakın olur... > Be Here to Love Me - Norah Jones

 

 

Kategorilerim
  • Denemeler
  • Edebiyat
  • Gunce
  • Siir
  •  
    Son Yazılarım
    • <%RecentEntryTitle%>
     
     
     
     
    Arkadaşlarım
     
     
     

    9/1/2009

    Yolda

    h1


    Şuursuz bir yol alış

    Elinde boş bir valizle…

    Yol belli olmayınca yük de olmazmış

    Yük belli olunca yol da yol olmazmış

    Öylece yürümek gerek

    Bir duvarın üstüne doğru

    Tastamam bir çarpma olmalı

    Kendi yaşam duvarının içinden geçebilmeli

    Ve;

    Yürümelisin sadece

    Yolda…

    25/12/2008

    Yaşamdan

    h1

    Hangi gün alıp başımı öylece bir yolculuğa çıksam ve de kendime dair sözlerin ardında olsam, yine kendimde bulurum kendimi. Biliyorum ben hep ordaydım, kendimde ve kendimleydim; ara ara bir parçam çıkıp alemi seyrederdi usul usul ki bakardı ki alem seyreylermiş beni… Kim kime bakacakmış, kim kime bakadurmuş; peki ya gören var mıymış? Görebilmek elbet yanındakini, farkına varmak ve farklılığını kabul etmek. Ayrı bir duruş ve ayrı bir varoluşa tanıklık etmekti elbet bu yanyana duruşlar; yoksa iç içe geçip kaynaşmalara ya da için içinde kaybolmalara durmak değildi.

    Bir gün öyle yaralı bir kuşun yanında bulur kendini insan durur ve yardım etmek ister o yaralı kuşa. Kanadını sarar, karnını doyurur ve sonra kuş gözünü açar ve öylece gözünün içine bakar ona yardım edenin. Sonra yardım eden bakar ki yardım ettiği o yaralı kuş değildi aslında kendi kanadıydı onarmaya çalıştığı, kendisiydi artık biraz daha uçabilir hisseden kendini. Yaralı kuş öylece teslim etmeseydi kendini ona yardım edene; ya da yardım eden o yaralı kuşun yanında kalıp ona yardım etmeyi seçmeseydi; ikisi de kanadı kırık dolaşacaktı. İkisi de uçmaya biraz daha uzak, kendini onarmaya, kendi gözlerine bakmaya, öylece birine teslim olmaya ve öylece birini yanına almaya hep bir adım daha uzak kalacaktı.

    Zordu oysa insanın ben yaralıyım demesi; ölüyorum derdi de insan en çok, yaralıyım demezdi. Oysa hangimiz yarasızdık ki yaşamda, hangimizde izler yoktu yaşama dair ve hangimiz akça pakça hiçbir yere ya da hiç kimseye temas etmeden ilerliyorduk. Peki ya temas etmeden ilerliyor olsaydık, yaşanmış bir yaşam olacak mıydı? Yaralanmayı göze alamasak ve de mevcut yaralarımızın onarılması için birilerine teslim olamasak ve de kendi yaralarımızı onarmaktan uzak olsak; yaşantımız dediğimiz şey nasıl bir şey olacaktı?

    18/12/2008

    Kelime/ler

    h1

    Ya seni sevmeyi bildim
    Ya hep sende yaşamayı
    Ya bir çizgi çizip kanattın içimi
    Ya da bir derya serdin önüme tuz kokan, yosun kokan
    Ya her şey sendeydi
    Ya da sen her şeydin benim dünyamda
    Ya bir adadan seslenirdin bana
    Ya da beni alır o adaya götürürdün
    Ya he-ce-ler-di seni oluşturan
    Ya da sen senken bir heceydin
    Ya sestin dünyamda öyle ellerimden taşan dem dem
    Ya süstün düşümde, sadece kendime sakladığım hecede
    Ya söz/dün sen ya dil/din
    Beni benden taşıran, beni bana taşıyan,
    Beni/sana anlatan, seni/bana yazdıran
    Ben/sen evreninin şahidiydin
    Ellerimden taştın, taştın
    Sen, kelime/ler oldun hayat verdin söze
    Kelimelerdi sevdiğim
    Kelimelerdi bildiğim
    Kelimelerdi seçtiğim

    Yaşamımın tek gerçek şahidiydi kelime/ler
    Belki de bu yüzdendi yalnızlığım
    Bu yüzdendi hep en iyi bildiğim dili konuşma çabam
    Bu yüzdendi bu dile kelimeler dolusu sarılmam

    Şimdi yaşamın kıyısında öylece uzanıp soluklanmaktalar
    Nedir bu sessizlik, nedir bu sözsüzlük…
    Kamaşıklığıydı yaşamların kelimeleri durduran
    Kelimeler anlatacaktı her şeyi aslında ancak
    Can buna dayanacak güçte değildi henüz
    Can, içe doğru yazıyordu
    Can, içe doğru yaşıyordu
    Can, içe doğru akıyordu

    Can heceliyordu sen demek için
    Can heceliyordu

    26/11/2008

    Eylem - Anlam

    h1


    Yaşam bir anlam arayışıydı sayısız zamanların sarmalında...

    Oysa anlamı bulmanın tek yolu onu eyleme geçirmekti...


    Sadece düşünmek varolduğunu göstermek için yeterli olamıyor. Ancak düşündüğünü eyleme dökmek, düşünce eylemini ifade eyleminde bulunmak bir varoluş delili olabiliyordu.

    Anlam, kendin için aradığını anbean gerçekleştirme yolunda olmaktı. Anlam peşinde olduğun şeyi kovalamak değil, onu yaşamaktı...

    Anlama ulaştım sanırım eyleme geçme vakti geldi demeden eyleme geçmiş olarak...

    16/11/2008

    Küfür ile dünya durmaz, zulüm ile durur…

    h1

    Küfür ile dünya durmaz, zulüm ile durur…

    Koçibey


     

    Belirli bir düzen içinde bir şeyin yerini belirlemekle mahiyetini belirlemek aynı şeydir. Bir varlığı olması gereken yerden alıp bir başka yere koymak, yani onun mahiyetini belirleyememek o varlığa zulümdür. Her şey yerli yerinde iken asıl varlıktır; olması gereken yerde değilse, algılanan o varlık gerçek varlık değil, varlığın gölgesidir.

     

    Oysa kozmoz düzen demektir ve her şey belirli bir düzen içindedir burada. Aynı iyi idea etrafında kendi varlığında duran kendi mahiyetine sahip olan varlıklardır. Burada varlıklar birbirleriyle özdeşim kurarak aynı olmaklığı yaşarlar. Aynı idea etrafında aynıyette olarak. Belirli bir özdeşim zemini oturttuktan sonra başkalıktan söz etmek mümkün olacaktır. Aynıyetin başkası onun gölgesidir.

     

    Herkes kendi mahiyetini belirleyip bütünü içindeki yerini belirlerse iyi edea’da düzen içinde sürecektir yaşamlar. Oysa varlıkta olunamamak, belirlenememek, yerli yerine oturtulamamak kaos demekti bu da zulmü getirirdi.

     

    Bilmemek ya da sanrılar seviyesinde kalmak, puzzle’ın dağılmasıydı, düzenin ve birliğin bozulmasıydı. Bir şeyi kendimiz için farketmek (özü sezmek), tam da kendi  açımızdan çözmek hem de iyi ideası içindeki yeri açısından çözmekti. Belirlemek, determine etmek, sınırlarını belirlemek…

     

    Gölgelere düştüğüm bir anda zulüm düştü yüreğimin içine… Oysa hep yerli yerimdeydim ben ve hep bir düzenin içinde sürüyordu akışım; hep ilerliyor her an yer değiştiriyordum ama düzen hiç bozulmuyordu. Şimdi nerden çıktı bu gölgeler peki ya bana zulmeden kim?

    28/10/2008

    Yokluğuna Yazmak

    h1




    Yokluğuna yazmak kolaydı sevdiğim
    İstediğim gibi bakmak gözlerine
    Görmek istediğimin peşinden gitmek

    Yokluğuna yazmak kolaydı sevdiğim
    Sen hiç yoktun ya;
    Düşlerimi boyamaktı sana yazmak
    Her gece çiziyordum seni  ben kelimelerle

    Yokluğuna yazmak kolaydı sevdiğim
    Oyunu kuran hep bendim yokluğunda
    Oynayan da ben aslında

    Şimdi yazmak zorlaştı sevdiğim
    Böyle derinden bakarken gözlerin…

     

    25/10/2008

    h1

     

    Bir kiraz çiçeğinde gülümsedim geceye

    Öyle bir festival havasında açtı kiraz çiçekleri

    Beyazdan kırmızıya yolculukta

    Pembeye takılmıştı coşkunun dalları

    Narin ince hassas yollar gibi kıvrımlar

    Her bir köşede bir başka çiçek

    Bir başka tebessüm

     

    Kiraz çekti canım,

    Kırmızı, dolgun dudaklar gibi

    Kiraz gülümsedi

    Sen de gördün mü?

     

    17/10/2008

    Suskun yolcu

    h1


    Bir romanı yaşar gibi yazmak

    Ya da yazar gibi yaşamak

     

    Buydu konuşmak, buydu yaşamak suskun diyarlarında yol almaya durmuş yolcu için… Yolcu susardı ya dem dem işte en çok o zamanlarda konuşurdu; böyle zamanlarda yaşam biriktirdiği tüm kelimelerini önüne fırlatırdı yolcunun. Yolcu susardı, çünkü konuşmak için bir titreşime sese ihtiyaç duyulurdu; oysa yolcu kelimelerin arasında saklambaç oynamaktaydı, kelimeleri birleştirerek bir yaşama dönüştürmeye çalışırdı. Zordu kelimeleri bir yaşam yolunun kalıbına sokmak, kelimeler başına buyruktu; zaman tanımazdı, mekan bilmezdi, sıraya dizilmezdi yola gelmezdi…

     

    Yolcu susardı… İşte tam da o zamanlarda konuşurdu; aynı anda hücum ederdi tüm kelimeler, cümle kurmana izin vermezdi çünkü sonsuza uzanan bir dizeydi cümle kelimeler için, sonuna nokta konulmazdı. Ne zaman ki noktalar, virgüller kelimeleri daraltma hakkını elde ettiler işte o zaman daha da çok sustu yolcu…

     

     
    Hakkımda

     
    Bağlantılarım
    Template by

    Free Blogger Templates